Bağırsak Florası

Bağırsak Florası Nedir

Bağırsak florası (mikrobiyata) ne durumda? Bir parça yemek yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize çare bulamıyorsanız, sebebi büyük ihtimalle bağırsak floranızın bozuk olmasıdır, buna kısaca disbiyozis denir.

Bilimsel tıbbın babası sayılan “Hipokrat” bile hastalıkların bağırsakta başladığını söylemiştir. Özellikle, sebebi tam olarak bilinmeyen birçok kronik rahatsızlığın kökeninde bağırsak flora bozuklukları vardır. Bu nedenle, bu hastalıkların tedavisi de, bağırsak florasının (mikrobiyatasının) düzeltilmesi yolu ile yapılmaktadır.         

Normalde, erişkin bir insan bağırsağında 100 trilyon (1.5 kg) faydalı bakteri ve mantar bulunur. Bu rakam, insan vücudundaki hücre sayısının yaklaşık 10 katıdır. Sayıları 500’ün üzerinde olan bu bakteriler ve mantarlar normal bağırsak florasını oluştururlar. Bu bakteriler ve mantarlar 300 m2 büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsak sümüksü zarını koruyucu bir tabaka şeklinde döşer.

Bağırsakta bulunan bakterilerin % 85’i iyi bakterilerdir (probiyotikler). Bunların en önemlileri lactobacillus acidophilus ve lactobacillus bifidustur. Mide asitinin varlığı nedeniyle midede canlı bakteri sayısı çok azdır. L. acidopholuslar ince bağırsağın üst bölümünde, L. bifiduslar ise ince bağırsağın alt bölümünde ve kalın bağırsakta mekan tutarlar.

Bağırsakta bulunan oksijen miktarı düşük olduğundan anaerob bakterilerin sayısı daha fazladır. Bağırsak bakterilerinin %15’i patojen niteliktedir. Bunların en önemlileri; pamukçuk mantarı (candida) ve Clostridium bakterileridir. Diğerleri ise, Blastocystis, Klebsiella, bacillus türleri ve staphylococcus aureustur. İyi bakteriler bağırsak duvarına yerleşir ve sayı üstünlüğü ile hastalık yapabilecek bakterilerin fazla üremesine izin vermezler.

 

Bağırsak Florasının Bozulması

Bağırsak florası bozulduğu yani probiyotikler azaldığı zaman patojen mikroorganizmalar hızla ürer. Bu mikroorganizmaların kendileri ve/veya toksinleri hastalık yapmaya başlarlar (disbiyozis). Disbiyozis, bağırsak duvarını tahrip eder ve bağırsağın geçirgenliğinin artmasına neden olur. Buna sızıntılı bağırsak sendromu (leaky gut syndrome) denir.

Normalde bağırsak hücreleri bağırsaktaki her maddenin (özellikle sindirilmemiş gıdalar ve toksik maddeler) kana geçişine izin vermez; yani bir güvenlik duvarı oluşturur. Probiyotikler bağırsak geçirgenliğini düzenler. Probiyotiklerin bağırsak mukozası üzerinde oluşturduğu koruyucu tabakanın ortadan kalkması bağırsak geçirgenliğini arttırır. Bağırsak hücrelerindeki hasar nedeniyle sindirim yapıcı enzimler (amilaz, laktaz, lipaz) azalır, yiyecek parçacıkları iyi sindirilemez.

İlk bakışta bağırsak geçirgenliği arttığı için, birçok vitamin, mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesi kolaylaşmış olacağı akla gelirse de durum bunun tersidir. Birçok vitamin, mineral ve aminoasitin bağırsaktan kana geçmesi bağırsak hücrelerinde bulunan taşıyıcı proteinler sayesinde olur. Bunlar olmadan taşınma çok az olacağından bir yığın besleyici maddelerin kana geçmesi de azalır.

Yeteri kadar sindirilmemiş yiyecek maddeleri ve nötralize edilmemiş toksinler kan dolaşımına geçer. Bağışıklık sistemi yeteri kadar sindirilmemiş protein parçacıklarına karşı aşırı bir şekilde uyarılır. Bu yabancı proteinlerin parçacıklarının bazıları vücudun kendi proteinlerine çok benzer. Bağışıklık sistemi aşırı uyarıldığı zaman kendinden olanı yabancıdan ayıramaz. Onu tahrip ederken kendinden olanı da tahrip eder. Bunlara otoimmün hastalıklar denir.

Yabancı maddelerin sayısı o kadar fazladır ki bağırsaktaki bağışıklık sistemi bunların tümü ile başa çıkamaz. Bu maddeler kana geçerek karaciğere ulaşır. Karaciğer temizleyebildiğini temizler. Fakat kapasiteisnin üzerine çıkan miktarı kana verir ve bu toksik maddeler başta beyin, kas ve eklemler olmak üzere bütün organlara dağılarak onları tahrip ederler. Sonuçta,

  • Kalp damar hastalıkları
  • Hormonal bozukluklar (polikistik over sendromu)
  • Kronik yorgunluk, fibromyalji, unutkanlık
  • Allerjik hastalıklar, astım
  • Cilt rahatsızlıkları (egzema, sedef, ürtiker, sivilce vs.)
  • Ruhsal problemler (uykusuzluk, depresyon, anksiyete, panik atak, şizofreni vs.)
  • Baş ağrıları, eklem ağrıları
  • Obezite, pankreas yetersizliği
  • Nörolojik hastalıklar (MS, Parkinson, Alzheimer, otizm vs.)
  • Kadın, erkek infertilitesi (kısırlığı)
  • Çocuklarda hiperaktivite ve dikkat bozukluğu ve otizm
  • Romatizmal hastalıklar, romatoid artrit, ankilozan spondilit
  • Crohn hastalığı, huzursuz bağırsak sendromu (ibs)
  • Otoimmün hastalıklar (hashimato tiroiditi) gibi hastalıklar oluşur.

Belirtileri

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar. Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerdeki bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları, şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir. Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz. Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur.

Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

  • Mide-barsak sistemini bozarak İBS (spastik kolon, kolit), distansiyon (karında şişlik), kabızlık ya da ishal, kolit, makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemoroid, mide yanması olabilir.
  • Adrenal/Tiroid yetmezliği görülür. 
  • Ruhsal ve fiziksel yorgunluk, intihar eğilimleri, anti-sosyal davranışlar, depresyon, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu, bitkin, tükenmiş hissetmek, hafıza zayıflığı görülür.
  • Allerjiler; kaşıntı, kurdeşen, polen, ve besin alerjisi olabilir.
  • Ağız kokusu, alkol içilmese de alkol kokan nefes, pamukçuk, kuru ağız, dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü olur.
  • Parmak/ayak tırnağı mantarı, egzema, sedef, saçkıran, akne ya da pul pul dökülen cilt.
  • Üşüme/ titreme, kimyasallara hassasiyet, açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
  • Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama.
  • Sırt, ense ve omuz ağrısı, eklem ağrıları, eklemde şişmeler, kas ağrıları, kas güçsüzlüğü, uyuşma, romatizma, ankilozan spondilit.
  • Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obeziteye neden olur.
  • Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma, şiş gözler.
  • Hormonal dengesizlik, kronik vajina, prostat ve mesane iltihabı.
  • Kokulara karşı aşırı hassasiyet, kronik sinüzit, geniz akıntısı, astım benzeri yakınmalar.
  • Nefes darlığı, astım, farenjit.
  • Hatta kanserin sebebinin de mantarlar olduğunu ileri süren çalışmalar vardır.

Kandida Vücudu Nasıl Ele Geçirir

Kandida maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yoktur. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları, asalak oldukları kişiye bırakırlar. Yani yaşadıkları vücudu asalak (çürükçül) hale getirirler.

Eğer vücut bağışıklık sistemi güçlü değilse ve bağırsakta beslenmeleri yeterli olmazsa, mantarlar bağırsak duvarının derin tabakalarına kadar iner, kan damarları içine kadar girerler. Böylece dolaşımla tüm vücuda ve her organa yayılırlar. Burada kandaki şeker ile beslenirler.

Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez. Ayrıca, candidiazis maya mantarları mide asidine de dayanıklıdır.

Beyaz şeker ve beyaz unla beslenen mantarlar, oldukça hızlı çoğalırlar. Zaten candida mantarının çoğaldığı ve bağırsak florasının bozulduğuna dair en net belirti tatlı besinlere karşı bağımlılıktır. Bu mantarların yararı olmadığı gibi, insanları ölüme götürecek özellikleri yoktur. Yaşamlarını sürdükleri ortamı korumak istediklerinden, kişilerin zarar görmesini istemezler. Yavaş bir şekilde geliştiklerinden, genelde çoğalma yapmazlar. Çoğalma gösterdiklerinde ise, vücutta bulunan yararlı bakterilerin azalmasına sebep olurlar. Mantarlar alkol ve çeşitli kimyasal toksinler üretirler. Bu maddeler kana karışarak, temizlenmek üzere karaciğere giderler. Karaciğer bunların temizlik aşamasında daha fazla efor sarf eder. Temizlenmemiş kimyasal maddeler baş ağrısı, kronik yorgunluk, eklem ağrıları gibi farklı şikayetlere neden olurlar. Bağışıklık sistemi zayıflar ve beden alerjik tepkiler vermeye başlar. Bunun sonucunda kişilerde akne, egzama, astım gibi rahatsızlıklar gelişir.

Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler nedeniyle vücudun pH değerini bozar, asidoza sebep olur. Kanın hafif bazik pH=7,40 değerinde % 0,2 bir asitlenme dahi hayati tehlikeye sebep olur. Asit minerallerle asidik baza (curuf) dönüştürülerek vücudun zayıf noktalarına depolanır. Depolanan bu curufa önce ölü mikroplar ve hücreler yapışarak büyür ve sonra içerisine canlı mikroplar yerleşir ve toksik madde üreten merkezler oluşur. Sadece mantarlar değil, tatlı, hamurlu (beyaz un mamüleri), şarküteri (sucuk, salam, sosis), çay, kahve, kola ve katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekler ve de fastfood asidoza sebep olur. Bozulan pH dengesini sağlamak için alkali beslenme önerilir. Asitli ortam (asidoz) bağışıklık sisteminin zayıflaması ve mikropların çoğalması ve hastalıkların tedavi edilemez bir hal alması demektir.

Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle barsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor. Siroz tehlikesi var.

Asetaldehid, kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücreler arası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor. Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor.

Kandida, barsak geçirgenliğini arttırarak (Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle, B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler. Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık gelişim süreci daha da hızlanır.

Peki mantarlar bu kadar çok hastalığa sebep oluyorda neden teşhis ve tedavi edilemiyor, çünkü tahlillerde mantar görünmüyor. Doktorlar da herhangi bir bakteri, virüs veya mantar yok o halde sizin rahatsızlığınız tamamen piskolojik nedenlerden kaynaklanıyor, bunun sebebi ailevi, stres, depresyon vs diyebiliyorlar. Bu sebeple antidepresan kullanan pek çok insan var.

bağırsak florası
Bağırsak Florası​

Teşhis

Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu gözardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol(arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir. Ancak rutin laboratuvar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.

Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.

Tedavi

Unutmayın ki kandidadan kurtulmak zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte beslenme kurallarına uymanız ve sabırlı olmanız gerekir. Hücrelerinize kadar yerleşmiş ve yaşam formunu oluşturmuş kandidadan bir ilaçla iki günde kurtulmak mümkün değildir. Önce bozulmuş olan bağırsak florasını, kan Ph değerini düzeltmeniz, faydalı bakterileri çoğaltmanız, toksinlerden kurtulmanız, zarar görmüş bağırsak çeperini onarmanız ve kandida oranını kontrol altına almanız gerekir. Kandidanın artıklarıyla beslenen ve verdiği zararlarla yaşayan vücudunuzu sağlıklı hale getirmeniz ve bunu devam ettirebiliyor olmanız gerekir.

Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet (şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.

Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.

"KANDİDA TEDAVİSİNDE İLK HEDEF, BESLENME TARZINI DEĞİŞTİRMEK OLMALIDIR."
  • Rafine ya da sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolü ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir. Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin barsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.
  • Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamüller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kuru meyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı. Bunun yanında, süt ürünleri yogurt, ayran peynir, kefir vs. bolca tüketilebilir.
  • Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.
  • Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.
  • Normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır.
  • Haftada bir kez tükrük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.
  • Beslenme kurallarına dikkat etmek, bol su içmek, ilaç ve besin takviyelerinin draje formatında alınması, bitkisel formüller ve yaşam şeklini tedaviye göre şekillendirmek, detoks ile arınma, kandida mantarından kurtulmanızı ve süresini etkileyecektir.
  • Öncelikle kendinize bir kandida diyeti hazırlayın. Bu diyette yiyebileceğiniz besinleri listeleyin. Asla yememeniz gerekenler listesi de yapın. Açlık ve şeker krizlerini bastıracak alternatif çözümler bulun (tarçın serpilmiş yogurt, kefir, şekersiz prebiyotik tozlar, ürünler, bitkisel çaylar vs).
  • Alkali beslenmeye ve kanın Ph’sını dengede tutmaya özen gösterin.Tedavi süresince şeker ihtiva eden her şey ve beyaz un kesinlikle çıkartılmalıdır.
  • Kontrolsüz olarak ilaç kullanımından kaçınmak gerekir.Özellikle antibiyotikler, hormon ilaçları ve kortizon ilaçlarının kullanımına dikkat etmek gerekir.
  • Bağırsaklardaki mantarları besleyecek mayalı ve şekerli ürünleri kullanmamak gerekir.Şekerli ürünler sadece baklava, çikolata, dondurma değildir; kavun, karpuz, üzüm ve tüm kuru meyveler de tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler. Alkol ve sigara kullanmaktan sakınmak gerekir.
  • Bağırsak florasının dengesini sağlamak için, yoğurt, kefir gibi prebiyotikler tüketilmelidir. Vücuttaki toksinlerden kurtulmak için, bol miktarda su içilmelidir. Asitli gıdalardan sakınmak ve şarküteri tüketmemek gerekir. Bağırsak florasını düzenlemeye faydası olan sakatat tüketimine yer verin. Tabi yediğiniz etlerinde candida mantarı etkisinde olmaması gerekir. Hayvanların doğal ortamda yetişmiş olması, antibiyotikler verilmemiş olması gerekir. Bu açıdan keçi eti ve ürünleri tavsiye edilir. Tavuk yerine balık özellikle somon (ızgara, buharda, çorbası yapılarak) tüketilmelidir.Akşam yemeğinde, yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir. Yatmadan 2-3 saat öncesine kadar bir şey yemeyin, bitki çayları içebilirsiniz.
  • Fermente gıdaları bol miktarda tüketin: Kefir (günde 1-2 bardak) ve prebiyotikler faydalı bakterilerin kaynağıdır. Boza, şalgam, meyankökü, şalgam, evde yapılan turşular (özellikle lahana turşusu; lahana turşusu ve suyunda bulunan bir maddenin kanseri önlediği konusunda çalışmalar var). Sarmısak, soğan, taze kekik, tarhunotu, fesleğen, çörekotu, çemen, toz zencefil bağırsak florasını düzenleyen bitkilerdir.
  • Her öğünde bol miktarda yeşil sebzeler ve otları çiğ veye pişmiş (bakteriyel flora, proteinlerin hazmı ve bağırsak kimyasının düzenlenmesi, ayrıca bitkisel besin yoğunluğunu arttırmak için) yiyin. Kekik, ekinezya, çaylarından gün boyu istediğiniz kadar için.
  • Beslenmede iyi yağlarıarttırın: zeytinyağı, tereyağı vs.
  • Ayrıca kan şekerini dengelemek ve insülin metabolizmasını dengeleyerek hormonal ve bağışıklık sistemlerine desteği arttırmak için öğün aralarında ve geceleri atıştırmayı kesin ve ara öğünleri minimize edin.
  • Tedavi sırasında kandida yok olurken bazı semptomlarla karşılaşılabilir. Maya organizması candida içlerinde zehir (toksin) taşır. Yok olurlarken zarları yırtılır ve toksinler sisteme yayılır. Bu aşamada kendinizi iyi hissetmezsiniz. Bu toksinler bağışıklık sisteminizi daha da zayıflatabilir; enfeksiyon, allerji, kronik hastalıklar ve aşırı yorgun olma hissi ortaya çıkar. Bunlar aslında iyileşme krizleridir. Sakın vazgeçmeyin! Bu sırada bağışıklığınızı destekleyecek doğal takviyelere devam edin. Kandida mantarının ölümünü takiben bu toksinleri atmak için detoks yapılmalıdır. Karaciğer, böbrek ve bağırsakların temizlenmesine yardım edecek vitamin ve mineral kombinasyonlarının bitkilerle birlikte kullanıldığı bir program uygun olur. Temizlik ve detoks işleminin ardından vücuda faydalı bakterileri yenilemek gerekir.
  • Bağışıklığı arttıran multi-vitaminler ve germanium minerali ile Omega-3 kullanılmalıdır. Antioksidan, beta karoten, B vitamin olan biotin iyi gelir. Kandidanın bağırsakta yarattığı hasarı gidermek gerekir. Besinler iyi absorbe edilemez. Bu yüzden magnezyum, çinko, potasyum, selenium, silis, bor, molibden, bakır mineralleri diyete eklenmelidir.
bağırsak florası

Resim kaynağı: https://www.wur.nl/en/Research-Results/Chair-groups/Agrotechnology-and-Food-Sciences/Sub-department-of-Toxicology/Research/The-role-of-the-gut-microbiota-in-the-toxicity-of-foodborne-chemicals.htm