Anksiyete
Anksiyete Nedir?
Anksiyete, kişileri stresli ve tehlike arz eden durumlara karşı uyaran ve tetikte olmasını sağlayan, herkeste var olan normal bir duygu durumudur. Ancak kişinin anksiyete (kaygı) seviyesi yaşam kalitesini bozacak kadar arttığında ve günlük olaylara karşı aşırı kaygılı bir hal aldığında kişide anksiyete (kaygı) bozukluğu olduğundan söz edilebilir.
Anksiyetenin psikolojik belirtileri arasında irritabilite, konsantrasyon zorluğu, sese karşı hassasiyet ve yerinde duramama sayılabilir. Ayrıca hafızanın zayıflaması, otonom sisteme aşırı yoğunlaşma sonucunda kalp atımlarını hissetme ve bunu bir kalp krizi gibi yanlış yorumlama ve buna bağlı algılama çarpıklıkları ve düşünce bozuklukları da ortaya çıkabilmektedir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, toplumun yaklaşık olarak %1 ile 30 ’nun kaygı bozukluğunun değişik formlarını yaşadığını ortaya koymuştur.. Psikiyatri bilimiyle uğraşan hekimler, 13 farklı kaygı bozukluğunu tanımlamıştır. Nefes darlığından, kalp hızı değişikliklerine, panik ataktan, baş ağrılarına, ağrılara ve uykusuzluğa kadar, kaygı bozukluğu değişik formlar halinde kendini gösterebilir.
Anksiyete Tedavisi
Batı Tıbbında Anksiyete Tedavisi
Esas olarak ilaç tedavisi ve psikolojik tedaviden oluşur.
Anksiyetede ilaç olarak benzodiazepinler (alprazolam), seçici seratonin geri emilimini bloke eden ilaçlar (SSRIs) ve trisiklik antidepresanlar (imipramine), tek tek veya birlikte kullanılır. Son yapılan araştırmalara göre ilaç tedavisi uygulanan hastaların yaklaşık yarısında yeterli cevap alınamamakta ve uzun süre kullanımında yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Hatta, bazı araştırmacılar, anksiyete de kısa ve uzun süreli ilaç tedavisi uygulanmasının en ideal tedavi olmadığını ileri sürmektedir.
Anksiyetede, benzodiazepinlerin kullanımı ile ilgili olarak yapılan bir çalışmada, hastalarda, sedasyon, baş dönmesi ve amnezi (unutkanlık) gibi ciddi yan etkilerin görüldüğü bildirilmiştir.
Bilişsel davranış terapisi (CBT), ve farkındalık temelli bilişsel terapi, anksiyete tedavisinde uygulan iki yöntemdir. Bu yöntemler tek başına veya ilaç tedavisi ile birlikte uygulanabilir . CBT hastanın kafasının içindeki negatif ve hatalı düşünceleri gidermeyi amaçlayan bir konuşma terapisidir. Bu tedavinin, anksiyete’nin değişik klinik formlarına özel çözümler getirebilme esnekliği vardır. CBT nin etkinliğinin plasebo ile karşılaştırıldığı bir çalışmada anksiyete üzerine oldukça etkili olduğu tespit edilmiştir.
Kaygı bozukluğu yaşayan hastaların bir kısmında yeterli cevap alınamaması nedeniyle, hem hekimler hem de hastalar alternatif tedavi yöntemler aramaktadır. Bu yöntemler içinde binlerce yıldır uzak doğuda birçok hastalığın tedavisinde başarı ile uygulanan akupunktur gelmektedir.
Akupunktur Tedavisi ve Anksiyete
Kaygı bozukluğu üzerinde akupunkturun etkinliği üzerine yapılan çalışmalarda, çok iyi sonuçlar alınmıştır. 2016 da 400 hasta üzerinde yapılan bir çalışmada, akupunkturun anksiyete üzerinde olan etkisi, klasik tedaviyle karşılaştırılmış ve akupunkturun oldukça etkili olduğu tespit edilmiştir. Yine 120 hasta üzerine yapılan bir başka çalışmada, akupunktur ilaç tedavisi ve psikoterapi ile karşılaştırılmış. Sonuçta, anksiyete semptomlarının akupunktur tedavisi sonrası daha fazla azaldığı görülmüştür.
En son 2018 de yapılan ve toplam 13 çalışmanın gözden geçirildiği bir yazıda da, akupunkturun anksiyete üzerinde oldukça etkili olduğu bildirilmiştir.
Otonom sinir sistemi, vücudumuzda var olan homeostazın (dengesinin) düzenli bir şekilde devam ettirilmesi için gerekli olan ve sempatik ve parasempatik sinir sisteminden oluşan bir sistemdir. Normalde dış çevreden ve vücudumuzdan gelen uyarılar beynimiz tarafından algılanır ve sempatik sinir sisteminden uyarıcı sinyallerle veya parasempatik sinir sisteminden baskılayıcı sinyaller ile bir cevap verilir. Bu sinyaller, kalp hızında yavaşlama, kan basıncında azalma veya kalp hızında artma gibi çok değişik reaksiyonlar ile vücudumuzu yönetir. Akupunkturun hem sempatik hem parasempatik sinir sistemi üzerinde etkili olduğu çalışmalarda gösterilmiştir.
Vücudun stresle başa çıkabilmesinin en hassas ölçümlerinden birisi, kalp hızı değişiklikleridir. Kalp atımları bir metronom gibi hep aynı hızda ve düzende çalışmak yerine, çevreden gelen uyarılara bağlı olarak her an değişir.
Akupunkturun, kaygı bozukluğunun en önemli göstergesi olan kalp hızı değişkenliği üzerinde, etkili olduğu gösterilmiştir.
Normalde vücut stres altındayken hipotalamustan bazı nörokimyasallar salgılanır ve akupunkturun bu cevabı azalttığı araştırmalarda gösterilmiştir.
Akupunkturun vücuttaki endorfinlerin salgılanmasını arttırdığı gösterilmiştir. Bu hormonlar kendimizi iyi hissetmemizi sağlar ve ağrı gibi stres yaratan durumlara fiziksel ve emosyonel cevabın düzenlenmesinde önemli rol oynar.
Sonuç olarak siz de, uzun seneler kaygı bozukluğu yaşıyorsanız ve yapılan her türlü tedaviye rağmen sıkıntılarınızda azalma olmuyorsa akupunktur tedavisinden fayda görebilirisiniz. Hiçbir yan etkisi olmaması ve vücudun kendi kendini iyileştirme gücünü arttırması nedeniyle akupunktur son yıllarda giderek daha fazla hekim tarafından kaygı bozukluğunun tedavisinde kullanılmaktadır.
Akupunktur seansları hastanın şikayetlerinin süresine ve şiddetine göre haftada bir veya iki seans olmak üzere yaklaşık iki aylık bir süreyi kapsar. Akut vakalarda kısa sürede cevap alınırken, daha uzun süreli vakalarda istenilen cevabın alınması biraz daha süre alabilir.
